Social Media

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu deniz ticaret sözleşmeleri sistematiğinin vergi hukuku açısından kısaca değerlendirilmesi

Description
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu deniz ticaret sözleşmeleri sistematiğinin vergi hukuku açısından kısaca değerlendirilmesi
Categories
Published
of 3
All materials on our website are shared by users. If you have any questions about copyright issues, please report us to resolve them. We are always happy to assist you.
Share
Transcript
  6102 SAYILI TÜRK TİCARET KANUNU’NUN DENİZ TİCARET SÖZLEŞMELERİNİ İÇEREN DÖRDÜNCÜKISMININ SİSTEMATİK AÇIDAN DEĞERLENDİRİLMESİ ve KANUN SİSTEMATİĞİNİN VERGİ HUKUKUANLAMINDA YARATTIĞI ÇELİŞKİLER   Sistematik olarak 6102 Sayılı TTK’ da deniz ticaret sözleşmeleri, kira; zaman çarteri; navlun veyolcu taşıma olarak hüküm altına alınmıştır. Bu sistematikle 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nuniçeriği genişletilmiş ancak teorik anlamda sözleşmelerin farklı niteliklerde ele alınabilmesinin önünüaçmıştır.   Hukuk metodolojisi açısından bakıldığında sistematik yorum öncelikle münferit yorumlarınbirbirinden bağımsız şekilde bulunmayışı gerçeğinden doğmuş bir yorum türüdür. Buna ek olaraksistematik yorum yasa koyucunun ilgili kuralı koymaktaki amacını tespit etmek anlamında önemli bir yere sahiptir. Herhangi bir yasa asla izole değil, aksine bütün hukuk düzeni ile ilişki içerisindedir. Birbiriardına sıralanan normların hukuki nitelik itibariyle farklarını içeriklerinden anlaşılamadığında altında düzenledikler i başlığa bakmak uygulanan bir yoldur. Ancak bu yol izlendiğinde hükümlerin bağlandığısonuçla arasında çelişki söz konusu olabilmektedir. Aynı nitelikli hukuki işlem veya ilişkiler farklıyerlerde düzenlenerek onlara faklı sonuçların uygulanabilmesi çeliş kisini beraberindegetirebilmektedir.Zaman çarteri sözleşmesine ilişkin olarak 6762 sayılı Kanunda ayrıntılı bir düzenlemebulunmamaktaydı. Bu nedenle yargıya intikal eden uyuşmazlıklarda sıkıntılar yaşanmış, bu sıkıntılarıortadan kaldırmak amacıyla, zaman çarteri sözleşmesi hakkında da bazı temel hükümlerin Tasarının1131 ilâ 1137 nci maddelerine alınması gerekmiştir. Bu hükümler hazırlanırken de, yine 1966 tarihliFransız Kanunu, 31/12/1966 tarihli Gemi Kirası ve Denizde Taşıma Sözleşmesi Hakkında Fransız Kanun Hükmünde Kararnamesi, 01/04/1991 tarihli Hollanda Deniz Ticareti Kanunu, 24/06/1994 tarihli Norveç Deniz Ticareti Kanunu ve uygulamada yaygın olarak kullanılan matbu İngilizce sözleşmelerinhükümleri dikkate alınmıştır.Zaman çarteri sözleşmesinin hukukî niteliği tartışmalı olduğundan, mümkün olduğunca butartışmaya müdahale etmeyen, somut ihtiyaçları karşılayan genel geçerli kurallar içermesine özen gösterildiği söylense de zaman çarteri sözleşmesinin navlun sözleşmeleri başlığı altında düzenlen memesi sebebiyle navlun sözleşmelerinin yararlandığı birçok vergi yükünden muaf veyaistisna tutulma olanağından yararlanıp yaralanmaması açısından çelişkiler doğabilecektir.   Çelişkiyi daha da aydınlatmak açısından navlun sözleşmeleri altında incelenmeyen fakat deniz ticaret sözleşmeleri başlığı altında gemi kira sözleşmelerinden sonra ikinci bölümde bağımsızdüzenlenen zaman çarteri sözleşmesinin hukuki niteliğini incelememiz gerekmektedir.Fransız hukuk sistemlerinde çıplak gemi kirası da sefer ve zaman çarteri gibi navlun sözleşmelerinden sayılmış, aralarındaki fark geminin yönetimi açısından ortaya konulmuştur. İngilizhukuk siteminde çıplak gemi kirası, malikin gemi üzerindeki yetkilerinin kiracıya intikaliningerçekleştiği bir çarter sözleşmesi olarak   tanımlanmaktadır ve bu çarter sözleşmeleri kirasözleşmelerinde ilişkin hükümlere tabi olmaktadır. Alman Ticaret Kanunu zaman çarteri ve gemi kirasözleşmelerini düzenlememekte, ancak öğretide gemi kira sözleşmesinin gemi üzerindeki zilyetliğin devredild iği bir sözleşme türü olduğu ayrımına gidilmektedir.    Görüldüğü gibi ana ayrım zilyetliğin devri açısından yapılmakta ve zaman çarterisözleşmesinin bu anlamda kiradan ayrıldığı tespiti sonucunu doğurmaktadır.   Türk Hukuku’nda ise Danıştay 4.dairesinin (E.No 2001/3109,K.No2002/3147) ve 9.dairesinin (E.No1998/4709, K.No1999/1484) kararında görüldüğü üzere, navlun sözleşmesinin kira sözleşmesideğil, taşıma taahhüdü içeren bir sözleşme olduğu; bunun geminin tamiri, bakımı, hazırlanması, kaptan, makine ve güverte mürettebatını sağlamak ile ilgili giderler ile personel ücretleri ve sigortamasrafının gemi sahibine ait olmasının ortada bir kira sözleşmesi olmadığını göstermesiyle tespitedildiği belirtilmiştir.   Yukarıda belirtilen Yargıtay kararları belirli ölçütleri göstermiş ve yine zilyetlik açısından olayınnitelendirilmesi yoluna gitmiştir.   6102 Sayılı Kanun’ un 1131. Maddesinde zaman çarteri sözleşmesi tanımı yapılırken gemiyizaman çarteri sözleşmesine dayanarak tahsis eden tarafın geminin teknik yönetimini el inde bulundurduğu ve geminin zilyedi sayılacağını belirtmiştir. Hükümden anlaşıldığı üzere zaman çarterisözleşmesinde geminin tahsis olunduğu taraf zilyetliği elde edememektedir. Bu durum ise zamançarteri sözleşmesinin bir gemi kira sözleşmesi olarak değ erlendirilememesi sonucunu da beraberinde getirir. O halde neden uluslar arası deniz hukuku mevzuatları ve öğretisinde navlun sözleşmelerininaltında sayılan zaman çarteri sözleşmesinin 6102 sayılı kanunda navlun sözleşmesi başlığı altında değil fakat gemi kira sözleşmesi gibi bağımsız olarak düzenlendiği anlaşılamamaktadır.   Bu karışıklık önemli bir sonuç olarak gelir vergisi, kurumlar vergisi ve katma değer vergisikanunlarınca tanınan vergi istisna ve muafiyetlerinde faydalanma durumudur. Çünkü zaman çart eri sözleşmesi hukuki niteliksel bir hata olarak gemi kira sözleşmesi gibi değerlendirilirse uygulanacakvergi türü farklı olacak ve navlun için tanınan haklardan yararlanma olanağı bulunmayacaktır.   Gelir Vergisi Kanunu’nun 70. Maddesinde sayılan kiralaması KDV’ye tabi olan mal ve haklarıniçinde gemi ve gemi payları sayılmıştır. Bir KDV mükellefinin işletmesine dahil gayrimenkullerin ve sairmalların kiraya verilmesi işlemi KDV hesaplanmasını gerektiren bir hizmet türüdür.   Navlun sözleşmesinin bir kira sözleşmesi olarak kabul edilmesi durumunda vergi hukukuaçısından iki durum ortaya çıkar. Birincisi, elde edilen gelirin Gayrimenkul Sermaye İradı olarak kabuledilerek 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nun 70/7. Maddesi gereğince vergilendirilmesi ve KDV Kanun u’nun 9. Maddesinde göre de KDV ödenmesi; ikincisi ise bu gelirin dar mükellef yabancıulaştırma kurumları tarafından elde edilmesi halinde 5520 Sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 30.Maddesine göre kurumlar vergisi kesintisi yapılması zorunluluklarının doğmasıdır.   Hukuki niteliği itibariyle navlun sözleşmesiyle elde edilen başta navlun olmak üzere diğerbütün kazançlar ticari kazançtır. Bu nedenle söz konusu kazançlar, tam mükellefler tarafından eldeedilmişse genel hükümler; dar mükellef yabancı ulaştırma   kurumları tarafından elde edilmişseKurumlar Vergisi Kanunu’nun 23. Maddesindeki özel hükümler çerçevesinde vergilendirilecektir. Aynızamanda dar mükelleflere yapılan bu ödemelerden tevkifat yapılmayacağı gibi; bu mükelleflerinsorumlu sıfatıyla KDV ödeme mükellefiyetleri de bulunmayacaktır.    Navlun vergisi, Kurumlar Vergisi Kanunu’nda dar mükellef yabancı ulaştırma kurumlarının beyan edip ödemeleri gereken vergiye verilen uygulamadaki isimdir ve Türkiye’den yük alan YabancıBayraklı Gemiler için ödenir.   Beyan ve ödemeden yabancı bayraklı geminin Türkiye’deki daimitemsilcisi veya acentesi sorumludur. Eğer şirketin bulunduğu ülke ile Türkiye arasında çiftevergilendirmeyi önleme anlaşması varsa o halde bu vergi ya hiç ödenmez ya da daha az tutarda ödenir. Taşımacılık İstisnası ise KDV Kanunu’nun 14. Maddesinde düzenlenmiştir. Maddede “Transitve Türkiye ile yabancı ülkeler arasında yapılan taşımacılık işlerinde, Bakanlar Kurulu tarafındanbelirlenecek taşıma işleri vergiden müstesnadır. Bu istisna, ikametgâhı; kanuni merkezi ve iş merkeziTürkiye’de bulunmayan mükelleflere, ilgili ülkeler itibariyle karşılıklı olmak şartıyla   tanınır.” demektedir. Bakanlar Kurulu kanundan aldığı yetkiyle 24.12.1984 tarihli ve 84/8889 sayılı kararname ile transit ve Türkiye i le yabancı ülkeler arasında deniz, hava kara ve demiryolu ile yapılan yolcu ve yüktaşıma işlerinin vergiden müstesna olduğunu belirtmiştir. Bu kararından anlaşıldığı üzere Türkiyeiçinde başlayıp biten taşıma işlerinin KDV’ye tabi olacağı ve KDV kapsamına zaten girmeyen yabancıbir ülkede başlayıp yine yabancı bir ülkede sona eren ve Türkiye’den geçmeyen   taşıma işlerinindışındaki taşımalarda istisna uygulanacağı belirtilmiştir.   İstisna kapsamındaki süjeler ise taşıma işinin başkasına yaptırılması halinde   taşıma işiniyaptıran; fiili nakliyeyi yapan yüklenici; tam ve dar mükellef yabancı veya yerli tüm taşıyıcılardır.   Yukarıda açıklanan sebeplerle görüldüğü üzere 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’ndakisistematik hatası sadece kanunun kendi etki alanında değil, diğer kanunların uygulanmasında dasıkıntılara yol açabilecektir.   Nitekim Prof. Dr. Moroğlu'na göre, 6102 sayılı TTK’ daki sistematik bozukluk hem öncekikanunun bir kısım hükümlerinin olduğu gibi tasarı'ya aktarılmasından hem de yeni düzenlemelerdesistematik konusunda gerekli özenin gösteri lmemiş olmasından kaynaklanmakta ve tasarı’da yeralmaları için tutarlı bir neden bulunmayan, gereksiz ve adeta yenilik yapma özentisiyle yapılmış düzenlemelere yer verilmektedir.
Search
Similar documents
View more...
Tags
Related Search
We Need Your Support
Thank you for visiting our website and your interest in our free products and services. We are nonprofit website to share and download documents. To the running of this website, we need your help to support us.

Thanks to everyone for your continued support.

No, Thanks
SAVE OUR EARTH

We need your sign to support Project to invent "SMART AND CONTROLLABLE REFLECTIVE BALLOONS" to cover the Sun and Save Our Earth.

More details...

Sign Now!

We are very appreciated for your Prompt Action!

x